
Tarihsel kadrajda 19. yüzyıl Çin'inin "Yüzyıllık Utanç" döneminden günümüz Yemen'inin kronikleşmiş çıkmazına uzanan bu trajik hat, madde bağımlılığının ve uyuşturucu kıskacının sadece bireysel birer irade zafiyeti olmadığını çok net bir şekilde gözler önüne sermektedir. Emperyalist çıkarların sömürü aracı olarak başlattığı ya da ekolojik ve sosyal krizlerin beslediği bu tür bağımlılıklar; nesiller
18. yy sonlarında İngiltere Çin’den bol miktarda çay, ipek, porselen ithal etmekteydi. Bu ithalatın masraflarını gümüşle karşılamak zorunda olan Birleşik Krallık ticareti sürdürmekte zorluk çekmeye başlamıştı. Çin Birleşik Krallık’ta üretilen ürünlere ilgi göstermiyor. İngilizlerden hiçbir şey satın almıyordu. Bu İngiltere ekonomisinin dış ticarette cari açık vermesine ve finansal zorluğa düşmesine neden olabilecek bir durumdu. İngiltere, yani dönemin Birleşik Krallığı, bu sorunu çözmek için daha önceleri sömürgeleştirdiği Çin sınırındaki Hindistan’dan yararlandı. Doğu Hindistan’da yasadışı haşhaş ekimine ve afyon üretimine göz yumdu. Ürettikleri afyonu yine yasa dışı yollarla Çin’e pazarlıyorlardı. Çin’e kaçakçılık yoluyla giren bu afyon devlet yetkililerinin dikkatini çekti. Qing hanedanı, bütçe kontrolleri sırasında ülkede bulunması gereken miktardan daha az gümüş olduğunu fark etti. Qing Hanedanı yetkilileri dürüst devlet adamı Lin Zexu’yu bölgeye komisyoner olarak gönderdi. Lin Zexu İngiliz ticaret gemilerindeki mallara el koydu ve afyon dolu sandıkları denize atarak imha etti. Sonrasında ise İngiliz tüccarların Çin sularını terk etmesini istedi.
Bu olay, tarihe Birinci Afyon Savaşı olarak geçecek savaşın fitilini ateşlemişti. Birleşik Krallık Çin’de gerçekleşen bu müdahaleyi serbest ticaret haklarına bir saldırı olarak gördü ve donanmasını gönderdi. İngiliz donanması Qing Hanedanı ordusunu mağlup etti. Savaş sonunda 1842 yılında imzalanan Nanking Anlaşması'yla Çin Hong Kong’u İngiltere’ye bıraktı ve limanlarını İngiliz ticaretine açmak ve gümrük vergisi imtiyazları (Kapitülasyonlar) vermek zorunda kaldı. Aynı zamanda, anlaşmada yer alan hükümlere göre İngiliz vatandaşları Çin yasalarına da tâbi olmayacaklar; eğer Çin topraklarında bir suç işlerlerse, İngiliz konsolosluğu tarafından yargılanacaklar. Çin’in kendi topraklarındaki hakimiyetine büyük darbe vuran anlaşmanın ardından elde edilen kazanımlar batılılar tarafından yeterli görülmemiş olacak ki 1856 yılında tekrar ordularıyla Çin’e geldiler. Bu kez İngilizlerin yanında Fransızlar da vardı. Müttefikler Pekin Sarayı’nı ele geçirip yağmaladılar ve elde ettikleri yeni imtiyazlarla ülkelerine geri döndüler. Elde ettikleri yeni imtiyazlarla Çin’de misyonerlik faaliyetlerini başlatarak Çin’in Hristiyanlaştırılması sürecini başlattılar.
Çin’de o dönemlerde nüfus sayımları ve istatistikleri çok da iyi tutulmuyordu. 19. Yüzyıl ortalarında yaşanan Afyon Savaşları'nın öncesinde Çin’de dönemin yetkililerinin beyanlarına göre nüfusun sadece %1 civarı afyon bağımlısıyken 1900 yılına gelindiğinde yani 20. Yüzyılın hemen başında yapılan araştırmalarda erkek nüfusun %25 ile %27’sinin afyon/opioid bağımlısı olduğu belirlenmişti. Bu oranın liman şehirlerinde çok daha yüksek olduğu düşünülüyordu. Çinli liderler ilk etapta afyon bağımlılığıyla mücadele etmek yerine bu bağımlılığın yarattığı bütçe sorununu çözmeyi amaçladılar. Bu sebeple Çin topraklarında çiftçilerin afyon ekimine izin verdi. Yani afyonu dışarıdan satın almak yerine kendimiz üretelim düşüncesizliğiyle kendi vatanlarındaki madde bağımlılığını daha da körüklediler.
İlk etapta lüks bir alışkanlık gibi başlayan afyon kullanımı kısa sürede toplumun geneline yayıldı. Artık Çin afyon bağımlısı bir halka sahipti. Madde kullanımının psikolojik etiklerine geçtiğimiz haftaki blog yazımızda değinmiştik. Bu sebeple tekrar detaylarını yazmayacağım. Ancak geçtiğimiz hafta yazdığımız yazıya ek olarak, madde kullanımı insanların doğru düşünmesini etkileyerek normal şartlarda büyük ve önemli işler başarabilecek gençler arasında önemli bir beyin gücü kaybına yol açtığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Bunun yanı sıra, afyon bağımlısı işçilerin işlerinde yaşadıkları performans kaybını veya afyon bağımlısı insanların büründükleri psikolojik yapı nedeniyle çalışmaya gerek duymadıklarını da hesaba katarsak, felaketin boyutlarını siz düşünün. Madde bağımlılığının en önemli psikolojik etkilerinden biri de kişilik erozyonudur. Böyle bir haleti ruhiye içerisinde madde bağımlısı kimselerin yaptıkları herhangi bir işi doğru ve dürüst yoldan yapmaları beklenemez.
Afyon bağımlılığının yol açtığı kişilik erozyonu insanları öyle derinden etkiler ki bu insanlar sosyal sorumluluklarını ve bilinçlerini kaybederler. Ailelerini, işlerini ihmal ederler. Çocuklarına, eşlerine karşı sorumlu olduklarının bilincinde değilmiş gibi davranırlar, hatta bazen kasten onlarla bağlarını koparırlar; bununla da yetinmeyerek onları çeşitli konularda kullanmaya bile kalkışabilirler. Kişilik erozyonu sonucunda bu insanların ahlaki değer yargıları zamanla aşınmaya başlar. Daha rahat yalan söylerler ve manipülasyonlar yaparak ayakta kalmaya çalışırlar. Çevrelerindeki insanlara yalan söylemek, iftira atmak onlar için sıradanlaşır. Duygusal olarak küntleşen bu insanlar empati yeteneklerini zamanla kaybeder. Başka insanların yaşadıkları herhangi bir acıya kayıtsız kalırlar, tepki vermezler. Uzun vadeli düşünemezler; ani ve yıkıcı kararlar verirler. Öfke kontrollerini sık sık kaybederler ve incir çekirdeğini doldurmayacak nedenlerle öfke krizleri geçirebilirler. Aynı zamanda özsaygılarını kaybeden insanlar zamanla kendi durumlarının farkına vardıklarında suçluluk, utanç ve çaresizlik duygusu yaşarlar, ancak bu durum ben zaten battım düşüncesiyle onları daha fazla madde kullanmaya itebilir. Bu insanlar hobilerinden, ideallerinden, hedeflerinden vazgeçerek ilgi duydukları tüm alanlardan yavaş yavaş el çekebilirler.
Çin’de yaşanan afyon bağımlılığı süreci başlangıcından itibaren yaklaşık 100 yıl kadar sürdü. Çin o dönemi bugünlerde tarih kitaplarında 100 yıllık utanç dönemi (Century of Humiliation) olarak öğrencilerine okullarında okutmakta. Çin’de bu beladan kurtulmak adına ilk çaba sarf etmeye başlayanlar komünistlerdir. 1906 yılında Qing hanedanının haşhaş ekimini kısıtlamaya dönük 10 yıllık eylem planı başarısız olduktan yıllar sonra, İkinci Dünya Savaşı'nın hemen ardından Çin’de gerçekleşen halk devrimi sonrası ülkeyi yönetmeye başlayan Çin Komünist Partisi lideri Mao Zedong konuyu milli bir onur ve emperyalist sömürü meselesi olarak ele almış ve ülke çapında geniş kapsamlı bir operasyonlar silsilesi başlatmıştır. 1950’lerin başında hızlı ve tavizsiz bir biçimde yürütülen çalışmalarla uyuşturucu tacirleri yakalanmış; bunlar halkın önünde idam edilmiştir. Mao zorunlu rehabilitasyon kampları kurarak uyuşturucu madde bağımlısı olan, yani sadece içici olan mağdur vatandaşlarını bu kamplara zorla yerleştirmiş, onlara bir tecrit hayatı uygulamıştır. Bu kamplarda vatandaşlar sürekli izlenerek gözlem altında tutuluyor. Bunun yanı sıra, tarım, ziraat, inşaat sektörlerinin en ağır işlerinde çalıştırılıyordu. Kamplarda özeleştiri eğitimi adı altında eğitimler düzenlenip yaptıklarının yanlış olduğu düşüncesi beyinlerine adeta kazınıyordu. Komünist ideoloji ve batı emperyalizmine karşıtlık konusu da düzenlenen eğitimlerin ayrılmaz bir parçasıydı. Uygulanan baskıcı çözümler her ne kadar insan haklarına aykırı olarak nitelendirilse de kısa sürede sonuç verdi ve Çin toplumundan afyon, deyim yerindeyse, sökülüp atılmış oldu.
Son günlerde Yemen’de gat otu, bir otun halk tarafından çiğnendiğine dair haberler medyada gözünüze çarpmış olabilir. Bu ot ise 13. ve 14. Yüzyıllarda dönemin Habeşistan’ında yaygınken 15. yy’da Yemen’e gelmiştir. Narkotik bir ot olan Gat otunun etken maddeleri katin ve katonindir. Bu maddeler, tıpkı opioidler gibi dopamin sistemini uyarır ve otu çiğneyen kişiye suni sahte bir enerji verir, açlık hissini bastırır ve tıp dilinde aşırı neşe ve konuşma isteği anlamına gelen öforiye neden olur. Yetiştirilebilmesi için çok fazla suya ihtiyaç duyan bu ot, su kaynaklarının kısıtlı olduğu Yemen’de tarım arazilerinin büyük bölümünü kaplamıştır. Yüzyıldır tamamen popülerleşen ve Yemen’de bir halk kültürü geleneği haline gelen bu ot günümüzde savaş coğrafyası olan bölgenin neden bu halde olduğuna ve neden belini bir türlü doğrultamadığına, çağın gerisinde kalmış teknoloji ve imkânlara sahip olduğuna dair önemli ipuçları barındırmaktadır.
Tarihsel kadrajda 19. yüzyıl Çin'inin "Yüzyıllık Utanç" döneminden günümüz Yemen'inin kronikleşmiş çıkmazına uzanan bu trajik hat, madde bağımlılığının ve uyuşturucu kıskacının sadece bireysel birer irade zafiyeti olmadığını çok net bir şekilde gözler önüne sermektedir. Emperyalist çıkarların sömürü aracı olarak başlattığı ya da ekolojik ve sosyal krizlerin beslediği bu tür bağımlılıklar; nesillerin zihinsel potansiyelini, ekonomik kaynakları ve nihayetinde ülkelerin geleceğini sistematik olarak öğütmektedir. Çin'in asırlar önce o karanlık girdaptan ancak çok sert, radikal ve tavizsiz devlet müdahaleleriyle çıkabilmiş olması, bugün Yemen gibi su ve gıda krizleriyle boğuşan coğrafyaların önündeki yapısal tehlikenin ve dönüşüm gerekliliğinin en çarpıcı kanıtıdır. Unutulmamalıdır ki bir toplumun bağımlılıklarla mücadelesi, sadece maddeden arınma savaşı değil; aynı zamanda akıl, irade ve bağımsızlık onurunu yeniden kazanma mücadelesidir.
Bu yazıdaki görüşler yazara aittir; derneğin kurumsal görüşünü yansıtmayabilir.