0552 481 06 48 bilgi@birbarishareketi.org Pazartesi - Cuma, 09.00 - 18.00
Uluslararası Barış Hareketi amblemi UluslararasıBarış Hareketi

Savaş ölüm kokar, barış çiçek açar

Uluslararası Barış Hareketi

Kendi Bindiğimiz Dalı Keserken: Isı Kubbeleri, Sera Etkisi ve Sürdürülebilirlik Geleceği

Kendi Bindiğimiz Dalı Keserken: Isı Kubbeleri, Sera Etkisi ve Sürdürülebilirlik Geleceği

Avrupa’da Yaşanan Sıcaklık Rekorları

Haziran 2026’da Avrupa’da yaşanan rekor sıcaklıkları haberlerde her gün izliyoruz. Kıta genelinde hüküm süren ve uzmanların ısı kubbesi adını verdiği bir meteorolojik fenomen, Avrupa genelinde birçok ülkede gözlemlenen hava sıcaklığı rekorlarına yol açmış; kıta genelinde 1300’den fazla insanın hayatını kaybetmesine neden olmuştur. Tren rayları erimiş, ulaşım ve altyapı sektöründe krizlere yol açmış; okullar tatil edilmiş, iş yerleri kapanmış, turistik birçok yer erken saatlerde ziyarete kapatılmıştır. Meteorolojik ölçümlerin yapılmaya başlandığı günden bu yana Almanya’da ülke tarihinin en yüksek hava sıcaklığı gözlenmiş termometreler 41 derecenin üzerine çıkmıştır. Yine benzer şekilde, Polonya’da 40, Fransa’da 44 derecelik sıcaklıklar gözlenmiştir. İngiltere’de ise ülke tarihinin en yüksek mayıs ayı sıcaklığı 35 derece olarak kayıtlara geçmiştir. Slovakya, Çekya ve Macaristan gibi ülkelerde ise tarihlerinin en yüksek gece sıcaklıklarına ulaşılmıştır. Slovakya’da tarihinin en yüksek gece sıcaklığı, bu yıl itibarıyla 25 derece olarak kayıtlara geçmiş durumdadır.

Baktığımızda, rakamsal olarak çok büyük görünmeyen bu değerler, kıta genelinde 1300’den fazla insanın hipertermi nedeniyle ölmesine yol açmıştır. Bu ölümlerin başlıca sebebi, evlerin mimari tasarımlarının ve inşa tekniklerinin bu yeni oluşmakta olan iklim düzeniyle uyumsuz olmasıdır. Kuzey Avrupa ülkeleri normal şartlarda iklim olarak soğuk hava koşullarına sahip olduğundan, evler sıcak havaya değil, soğuğa karşı tasarlanarak inşa edilmiştir ve evlerde klima bulunmaz.

Ülkemizde Avrupa’daki kadar yıkıcı etkiye sahip olmasa da hava sıcaklıkları, mevsim normallerinin 5 ila 7 derece üzerine çıkmış; özellikle Ege ve Doğu Anadolu bölgelerimizde 40 derecenin üstünde sıcaklıklar görülmüştür. Neyse ki biz ülke olarak bu tarz sıcaklıkları daha önce de gördük. 

İnsanlar Neden Sıcaktan Ölür?

Genellikle tüylü hayvanlar vücutlarının ısıl dengesini daha kolay ayarlayabilmelerine sahip oldukları tüylere borçludur. Biz insanlar ise diğer canlıların tüyleriyle sağladığı sıcaklık dengesini ter bezlerimizle sağlarız. Sıcak havalarda ter bezlerimiz ter adını verdiğimiz sıvıyı salgılar ve terimiz buharlaştığında (ki ter buharlaşırken ısı alır) serinlik hissi yaşarız. Yani aslında bizi serinleten şey terliyor olmamız değil, terimizin buharlaşmasıdır ve bu esnada vücudumuzdan çekip aldığı ısıdır. Peki ya terimiz buharlaşmazsa? Böyle bir şey mümkün mü? Evet, maalesef mümkün. Lise kimya derslerinden hatırlarsanız, çözünürlük diye bir kavramdan bahsedilirdi. Örneğin, bir bardak suda çözünebilecek maksimum şeker miktarını ifade etmek için kullanılırdı. Eğer maksimum miktarda şeker eklediğiniz bir bardak su varsa, ortada buna doygun bir çözelti denir. Hava ve su buharı, yani nem için de benzer bir durum söz konusudur. Havanın içinde bulunabilecek su buharı miktarının bir sınırı vardır. Hava durumu raporlarında nem (humidity) olarak karşımıza çıkan kavram tam da budur. Havanın taşıyabileceği maksimum su buharı sınırına gelindiyse, o havanın nem oranı %100 olarak söylenir; daha fazlasında ise artık yağış veya buğulanma gibi kavramlar ortaya çıkar. İşte bu sebeple, sıcak havalarda nem oranı da yüksekse terlememiz bizi serinletmez. Çünkü terimiz buharlaşamaz, bu da hipertermiye giden yolun ilk basamağıdır. Terleme yoluyla kaybettiğimiz sudan dolayı (ki buna dehidrasyon denir) eğer yeterince su da içemiyorsak, bir süre sonra terleyemez hale geliriz. Vücudumuz kendi ürettiği ısıyı dışarı atamaz ve ısı birikmeye başlar; adeta bir fırın gibi içten içe sürekli ısınırız. Bu noktadan sonra ısı krampları adını verdiğimiz ağrılar başlar; suyla birlikte tuz da kaybeden vücudumuzda, özellikle karın ve bacak bölgelerinde ağrılar hissetmeye başlarız. Vücut sıcaklığımız 38-39 derece civarına çıktığında halsizlik, mide bulantısı, hızlı nabız gibi belirtiler ortaya çıkmaya başlar ve bu aşamada müdahale yapılmazsa durum giderek daha ölümcül hâle gelir. Isı çarpması aşaması, hiperterminin en şiddetli aşamasıdır. Vücut sıcaklığı 40 derecenin üstündedir, terleme durmuştur, cilt kurudur; hastanın kafası karışmış gibi görünür. Bilinç kaybı ve havale geçirebilir.

Böyle bir durumda yapılması gereken müdahale ilk olarak 112’yi aramaktır. Hastanın vücut sıcaklığını hızlı bir şekilde düşürmeliyiz; ancak bunu yaparken asla soğuk suya veya duşa sokmamalıyız. Islak havlu veya çarşaf gibi bir malzemeyle soğutmak en doğrusudur. Hasta eğer bilinci açıksa ve yutkunabiliyorsa, su vermek işe yarayabilir.

Küresel İklim Değişikliği

Küresel iklim değişikliği, doğaya yaptığımız tahribat ve tüketim çılgınlığının sonucunda gezegenimizin ortalama sıcaklıklarının her geçen yıl arttığını ifade eden bilimsel bir kavramdır. Dünya iklim biliminin babası olarak görülen Syukuro Manabe tarafından keşfedilmiştir. Syukuro Manabe dünyadaki hava olaylarını tahmin etmek üzere matematiksel bir model ortaya koyan ilk bilim insanıdır ve 2021 yılında bu başarısı için 90 yaşındayken Nobel Fizik Ödülü'nü almıştır. 1960’lı yıllarda bilgisayar teknolojileri henüz emekleme aşamasındayken günün teknik imkânlarıyla Dünya atmosferinin 3 boyutlu bir haritasını çıkarmayı başardı. Günümüzde yapılan tüm hava durumu tahminleri onun başlattığı bu çalışmaya dayanmaktadır. Dünya sıcaklığının atmosferdeki karbondioksitle bağlantılı olduğu hipotezini ortaya attı ve 1967'de yayımladığı rapor, küresel iklim değişikliğinin ilk somut kanıtı olarak kabul edildi.


Manabe’nin hipotezine göre atmosferde bulunan karbonik gazlar, yani karbondioksit, karbonmonoksit ve metan, sera etkisi adını verdiğimiz bir süreçle dünyamızın Güneş'ten aldığı ısıyı hapsetmesine ve giderek ısınmasına yol açıyordu. Bu sürecin benzeri, Venüs gezegeninde belki de bir veya birkaç milyar yıl önce doğal yollardan gerçekleşmiştir. Venüs atmosferinin %99’u karbondioksittir ve Venüs Güneş’ten gelen ısı enerjisinin ve ışığın %75’ini geri yansıtır. Bu sebeple çok parlak bir görüntüye sahiptir ve biz ona binlerce yıldır farklı isimler taktık: Çoban Yıldızı, Akşam Yıldızı. Antik Yunan paganistleri onu aşk tanrıçası olarak gördü. Buna sebep olan şeyin Venüs gezegeninin yörüngesel düzlemde Güneş'e Dünya'dan daha yakın oluşudur ki, bu durumdaki gök cisimleri Dünya'dan sadece gün batımına veya doğumuna yakın zamanlarda gözlenebilir. Romantik gezegenimiz Venüs'ü konumuz bağlamında değerlendirmeye devam edelim. Venüs, üzerine düşen ısı ve ışığın büyük bir kısmını geri yansıtmakta; bu da parlaklığını artırmaktadır. Ancak kalan %25’lik ısı enerjisini gezegen atmosferinin içine hapsedip geri çıkışını engeller. Bundan dolayı Venüs Güneş’e yakınlık bakımından Merkür’den sonra ikinci sırada olmasına rağmen yüzeyi Merkür’den çok daha sıcaktır. Sistemimizin en sıcak gezegenidir. Yüzey sıcaklığı 465 derece civarındadır ve yüzeyinde kurşun gibi bazı metaller eriyik halde bulunabilir. Gezegenin yüzey basıncı da duruma eklenince kurşun, çinko, kalay gibi metaller gezegen atmosferinde gaz halinde dolaşır; dağların tepelerinde ise parlak, yansıtıcı metalik don veya kar görülür.

Doğanın kanunları her yerde aynıdır. Venüs’te yoğun volkanik patlamalar, atmosferindeki karbondioksit ve karbon monoksit miktarının artmasıyla ortaya çıkan küresel ısınmayı biz şu an kendi gezegenimizde kendi elimizle başlattık ve sürdürmekteyiz. Nasrettin Hoca’nın meşhur hikâyesindeki gibi kendi bindiğimiz dalı kesiyoruz.

Bu sürece nasıl dur diyebiliriz?

Küresel iklim değişikliğine yol açan en büyük sebep, enerjiyi elde etmek için kullandığımız yöntemlerdir. Tabii, tüketim çılgınlığımızı ve açgözlülüğümüzü hesaba katmasak. Bugün dünyada kullanılan elektrik enerjisinin %80'i fosil yakıtlar kullanılarak üretiliyor. Sanayi için enerji, enerji için fosil yakıt gerekli. Dünya nüfusu arttıkça üretim ihtiyacı doğrudan, enerji ihtiyacı ise hem doğrudan hem de dolaylı bir şekilde artmaktadır. Bu da atmosfere daha fazla karbon gazı salınımı anlamına gelmektedir.

Bu sürece dur diyebilmek için enerjiyi elde etme yöntemlerimizi gözden geçirip doğal ve yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelik Ar-Ge yatırımlarımızı artırmalıyız. Sonuç olarak, karşı karşıya olduğumuz bu iklimsel kriz bir tesadüf değil, uzun yıllardır süregelen endüstriyel tercihlerimizin bir yansımasıdır. Ancak durum geri dönülemez bir noktada değildir. Gezegenimizin geleceği, bugün attığımız adımlarda ve teknolojik yatırımlarımızda gizlidir. Fosil yakıtlara olan bağımlılığımızı azaltmak, enerji verimliliğini bir yaşam kültürü haline getirmek ve sürdürülebilir teknolojilere öncelik vermek sadece bilimsel bir zorunluluk değil, gelecek nesillere olan ahlaki sorumluluğumuzdur. Doğayı bir düşman ya da sınırsız bir hammadde deposu olarak görmek yerine, yaşamın merkezine koyan bir anlayışla hareket ettiğimiz sürece, bu 'dijital ve endüstriyel kıyamet' senaryolarının ötesine geçebilir; yaşanabilir ve sağlıklı bir geleceği yeniden inşa edebiliriz. Unutmayalım ki dünyamızı korumak adına attığımız her küçük adım, küresel ölçekte büyük bir değişimin parçasıdır.

İçinde bulunduğumuz bu ekolojik kriz, doğaya karşı işlenen suçların yanı sıra insanlığın kendi arasındaki çatışmalarla da derinleşmektedir. Bugün dünya genelinde devam eden savaşların ve çatışma ortamlarının arkasındaki en temel motivasyonlardan biri, petrole ve fosil yakıt kaynaklarına dayalı enerji sektörü rekabetidir. Sınırlı kaynakları ele geçirmek uğruna harcanan bu yıkıcı çabalar, yalnızca insan hayatını ve kültürel mirası yok etmekle kalmamakta, aynı zamanda küresel iklim krizini de tetikleyerek ortak geleceğimizi ateşe atmaktadır. Artık askeri ve ekonomik çıkarların doğayı ve insanlığı hiçe saydığı bu kısır döngüye son vermeliyiz. Ülkeler arası ilişkilerimizi ve diplomatik dengelerimizi dar çıkarlar üzerine kurmak yerine, tüm insanlığın ortak evi olan bu gezegeni korumak ve barışı tesis etmek üzere birleştirmenin zamanı geldi de geçiyor.

“Biz dünyayı dedelerimizden miras değil, torunlarımızdan ödünç aldık.”

                                                                            Kızılderili şefi Seattle

Bilim ve Teknoloji Birimi Başkanı Ömer KÖYLÜ

Kaynakça

Manabe, S., & Wetherald, R. T. (1967). Thermal Equilibrium of the Atmosphere with a Given Distribution of Relative Humidity. Journal of the Atmospheric Sciences, 24(3), 241-259.

Nobel Prize Outreach. (2021). The Nobel Prize in Physics 2021: Syukuro Manabe – Physical modelling of Earth's climate. NobelPrize.org.

World Meteorological Organization (WMO). (2026). Report on European Heatwaves and Extreme Weather Events: June 2026 Summary.

Copernicus Climate Change Service (C3S). (2026). European State of the Climate: Analysis of June 2026 Heat Dome Phenomena.

Leon, L. R., & Bouchama, A. (2015). Heat stroke. Comprehensive Physiology, 5(2), 611-647.

Havenith, G. (2005). Temperature regulation and clothing: the importance of moisture transfer. Journal of Thermal Biology, 30(2), 159-166.

Bullock, M. A., & Grinspoon, D. H. (2001). The Recent Evolution of Venus’ Surface and Interior. Icarus, 151(2), 142-156.

NASA Solar System Exploration. (2026). Venus: In-depth Overview of Atmospheric Composition and Greenhouse Effects.

International Energy Agency (IEA). (2026). World Energy Outlook: Renewable Energy Transitions and Decarbonization Pathways.

IPCC (2023). Climate Change 2023: Synthesis Report. Contribution of Working Groups I, II and III to the Sixth Assessment Report of the Intergovernmental Panel on Climate Change.


İlgili İçerikler

Bunlar da ilginizi çekebilir

Tüm Haberler