Dünya Savaşları Sonrası Savunma Harcamalarının Günümüzdeki Durumu
1. ve 2. Dünya Savaşları sonrası dönemde gelişen korku ortamı ve devamındaki Soğuk Savaş, ülkelerin sürekli yeni savaş teknolojilerine gayrisafi milli hasılalarının içerisinde daha büyük pay ayırmalarına ve sürekli yeni silahlar geliştirmelerine neden oldu. Özellikle Ortadoğu'da zengin petrol ve doğal gaz kaynakları Soğuk Savaş hâlindeki ABD ve SSCB’nin iştahını kabartıyordu. Bugün birçok ordunun kullandığı yaygın silah teknolojilerinin ilk geliştirildiği tarihler de bu Soğuk Savaş yıllarına dayanır.
Günümüzde, bugün dahi bizim de aralarında bulunduğumuz birçok ülkenin hava kuvvetleri envanterinin en önemli parçalarından olan F-16’lar 1974 yılında General Dynamics firması tarafından geliştirilmiştir. Bu efsane uçağın NATO’daki kod adı Fighting Falcon (Savaşan Şahin)’dir ve 1993’ten bu yana Lockheed Martin tarafından üretilmektedir. Aynı şekilde SSCB’de bu sıralarda gelişmelere uygun biçimde, F-16’lara alternatif olarak Mig-29 ve F-4 Phantom’lara alternatif olarak ise Mig-21 projeleri geliştirilmişti. Günümüzde bu seriden uçaklar Ortadoğu'da özellikle Arap devletlerinin hava kuvvetleri envanterinde sıkça rastlanmaktadır. Soğuk Savaş yürüten iki ülke Ortadoğu'da kendi vekil unsurlarını ve taşeron devletlerini oluşturmak için silah satış anlaşmaları yaptıkları ve kendi taraflarına çekmeye çalıştıkları müttefiklerini silahlandırdıkları ilgili ülkelerin ordu envanterlerinden dahi hâlen okunabilmektedir.
26 Aralık 1991’de SSCB’nin fiilen dağılmasının ardından Soğuk Savaş’ın şiddeti azalmıştır; ancak Rusya’nın kısmen toparlanmasının ve Çin’in yükselişinin ardından tekrar canlanarak şiddetini artırmıştır. Bu dönemde, enerji savaşları olarak adlandırabileceğimiz strateji ve çıkar savaşları artık vekil unsurların yanı sıra resmî devlet ordularının da katılımıyla gerçekleştirilmek mecburiyeti doğmuştur. Bu süreçte artık askeri harcamalar noktasında normal şartlarda savaşla hiç ilgisi veya tecrübesi olmayan AB ülkeleri dahi savunma harcamalarının bütçeleri içindeki paylarını artırma ihtiyacı hissetmiş ve başlangıçta bir ekonomik birliktelik olan AB’nin şu an yavaş yavaş NATO benzeri bir askeri birlikteliğe dönüştüğünü görmekteyiz. NATO ise ülkemizde gerçekleşen zirvesinin ardından müttefik ülkelerin savunma bütçelerinin artırılması kararıyla en azından savunma alanında AB’ye benzer bir ticari ortaklık hüviyeti kazanma yolunda ilk adımını atmıştır.
Asimetrik Savaş Nedir?
Geleneksel savaş anlayışının ötesine geçen bu olgu, devletler ile devlet dışı aktörler arasındaki güç dengesizliğinden kaynaklanan, alışılmışın dışında yöntem ve stratejilerin kullanıldığı çatışma biçimlerini ifade eder. 1979’dan 1989’a kadar devam eden SSCB-Afganistan Savaşı’nda Afgan mücahitlere sağlanan MANPADS (Man-Portable Air Defence System) ve bu sistemle kullanılabilen FIM-92 Stinger füzeleri, SSCB’nin hava üstünlüğünün kırılmasında büyük rol oynadı; o zamanın savaş uçaklarını ve helikopterlerini başarılı bir şekilde düşürdü. MANPADS’ler, tek kişi veya iki kişi tarafından rahatça kullanılabilen ve taşınabilen, omuzdan ateşlenen ve ısı güdümlü stingerların hedefe yönlendirilmesini sağlayan basit bir sistemdi. Maliyeti o günün koşullarında 30-40 bin dolar civarındaydı; buna rağmen bu sistemler savaş sırasında 133 uçak ve 388 helikopter düşürmüştü. Düşürdükleri uçaklar arasında MiG-21'ler, 23'ler ve Su-17/22, 25 gibi savaş uçakları vardı; bunlar her biri o günün koşullarında milyonlarca dolara mal olmaktaydı. Aslına bakarsanız, SSCB’nin ekonomisinin iyiden iyiye kötüye gitmiş olması ve savaş bittikten sadece iki yıl sonra dağılmış olması gayet doğal görünmektedir.
Aynı durumun benzerini ABD Vietnam Savaşı sırasında yaşadı. Başarılı gerilla taktikleri ile el yapımı toplam maliyeti sadece birkaç dolar olan bubi tuzaklarıyla ABD’nin milyarlarca dolarlık B-2 bombardıman uçakları ve mühimmatları tahrip edildi. Savaşın ABD ekonomisine maliyeti 168 milyar doları buldu. Bu para günümüz hesabıyla 1 trilyon dolara yakın bir para demekti. Yine benzer duruma Rusya ile Ukrayna arasında yaşanan ve henüz devam etmekte olan savaşta da rastlamaktayız.
Çanakkale ve Kurtuluş Savaşı Mücadelemiz
Çanakkale Savaşları sırasında bizim de asimetrik savaş tekniklerini başarıyla uygulayan komutan ve kurmay ekibimiz savaşın kazanılmasında önemli rol oynamış. Benzer süreç Kurtuluş Savaşımız sırasında İngiliz destekli Yunan kuvvetlerine karşı da devam etmiş ve günümüz Türkiye’sinin kurulmasını ve bağımsız devletin çocukları olarak yetişmemizi sağlamıştır. Çanakkale Savaşları sırasında Nusret mayın gemisinin döşediği mayınlar, dönemin koşullarında, hasım devletlerin teknoloji düzeyine göre ilkel kalmasına rağmen İngilizlerin yenilmez armadasına tarihi bir hezimet yaşatmıştır.
"En kuvvetli silah; imanlı, ahlâklı, milleti için, devleti için, dini için ve her şeyden evvel Allah rızası için ölümü göze alan insandır."
Alparslan Türkeş
“Bir çivi bir nal, bir nal bir yiğit, bir yiğit bir ülke kurtarır”
Cengiz Han
ABD-İsrail, İran Savaşı
ABD-İsrail-İran Savaşı asimetrik savaşlar tarihinin en önemli örneklerinden birini canlı olarak gerek haberler gerekse güncel olaylar üzerinden takip etmemize olanak sağlamıştır. ABD’ye ait milyarlarca dolarlık Gerald Ford sınıfı nükleer enerji ile çalışan uçak gemileri USS Abraham Lincoln, USS George H.W. Bush, USS Nimitz gibi gemiler savaş alanını çeşitli şekillerde terk etmek zorunda kalmışlar ve bu uluslararası arenada savunma harcamaları ve askeri teknoloji geliştirmeye isteklilik noktasında büyük bir şüphe ve çelişki yaratmıştır. Günümüzde çok daha ucuza mal edilen sistemler ve insansız platformlar asimetrik savaş yöntemlerine büyük katkı sağlayarak savaş doktrinlerini yerle bir etmiştir. Bunun en güzel örneklerinden biri hiç kuşkusuz Rusya-Ukrayna savaşları sırasında üretimi ülkemizde yapılan Baykar firmasına ait Bayraktar isimli SİHA sistemidir. Bu sistemler daha az ekonomik kaynağa, bütçeye veya askeri unsura sahip ülkelerin güçlü devlere karşı mücadelesini kolaylaştıran aktörler olarak ortaya çıkmıştır.
Günümüzde yaşanan bu son gelişmelerin ışığında artık devletler savunma stratejilerini baştan başa yeniden inşa etme gereksinimi duymaktadır. Artık savaş alanında gösteriş yapmak ve düşmanın gözünü korkutmak amacıyla devasa gemiler inşa etmek, süper teknolojik yeni savaş uçakları tasarlamak sadece vitrin oluşturmaya yaramakta ve bu tarz platformlar savaş alanında düşmanın doğrudan hedefi haline gelmektedir. Artık zayıf ülkeler veya ekonomiler için savaş güçlü ve büyük ekonomiler için olduğundan daha az korkutucu nitelik taşımaktadır. Günümüzde kolonyalist yaklaşımla ulusları savaşlarla itaat ettirip, ülkelerindeki kaynaklara ucuz maliyetle ulaşma fikri yavaş yavaş tarihe karışmaktadır. Emperyalist devletlerin savaşlarla elde etmeye çalıştıkları çıkarlar için astarı yüzünden pahalıya gelmektedir desek yeridir. Bu durum belki önümüzdeki yıllarda ulusları birbirleriyle konuşarak anlaşmaya zorlayabilecek, ortak ve eşit menfaatler üzerinde çalışmaya zorlayabilecek önemli bir eşiktir.
Peki, şu ana kadar milletlerin rızkından, çocukların geleceğinden kısılarak devasa bütçelerin aktarıldığı o demir yığınlarına, o "savunma" maskesi takmış ölüm makinelerine gerçekten hala lüzum var mı? Başkasının toprağındaki zenginliği gasp etmek, kendi konforlu saraylarında insanlık onurunu çiğnemek için okyanusları aşanlar, masum coğrafyalara ateş kusmaktan başka neyi başardılar? Çalınan hayatlar, dumanı tüten yurtlar ve gözyaşıyla sulanan topraklar üzerine kurulmuş bu köhne çark artık dönmüyor; bu zalim sistem, kendi ürettiği kibrin altında nihayet çatırdayarak çöküyor.
Artık o kadim imparatorlukların, o sömürgeci aklın halkları bile bu vahşete omuz vermiyor, bu karanlık oyuna daha fazla alet olmak istemiyor. Çünkü insanlık nihayet anladı ki; toprağa düşen her kurşun, aslında insanlığın kendi kalbine sıkılmaktadır. Gökyüzünü bulutlar yerine füzelerle kirletenler, ceplerini doldururken dünyayı bir kül çölüne çevirdiler.
O yüzden, madenî yığınlara ve ölüm tüccarlarına akıtılan o devasa hazineler; sivil teknolojilerin ışığına, yeryüzünün yaralarını saran şifalı ellere, açlıkla pençeleşen milyonlara ve kuruyan bu mavi gezegenin nefes almasına feda edilmelidir. Çöl ortasındaki yapay krizleri kılıçla çözmeye çalışmak yerine, insanlığı doğayla ve birbirleriyle barıştırmak; demirden kanatlar üretmekten çok daha asil, çok daha kahramanca bir mirastır. Belki de asıl zafer, kılıcı kınına sokup insanı yaşatmakta; bu acı topraklarda nihayet kardeşçe konuşabilmenin, eşitçe paylaşabilmenin saf ve ipeksi sesini duyabilmektedir.
Bilim ve Teknoloji Birimi Başkanı
Ömer KÖYLÜ