0552 481 06 48 bilgi@birbarishareketi.org Pazartesi - Cuma, 09.00 - 18.00
Uluslararası Barış Hareketi amblemi UluslararasıBarış Hareketi

Savaş ölüm kokar, barış çiçek açar

Uluslararası Barış Hareketi

Medeniyetin Ergenlik Krizi: Kibrimizden Olgunluğa Geçiş

Medeniyetin Ergenlik Krizi: Kibrimizden Olgunluğa Geçiş

Medeniyetin Gelişim Psikolojisi: Bebeklikten Ergenliğe İnsanlık Tarihi

Bir insan nasıl büyür, nasıl yetişir veya nasıl bir karakter oluşturur; bu konular hakkında hiç düşündünüz mü? bilmiyorum. Aslında çocuğu olan her ebeveynin bunu düşünmüş olacağını varsayıyorum. Bir öğretmen olarak, eğitim fakültelerinde Gelişim Psikolojisi başlıklı bir derste konuyla ilgili gerekli pedagojik bilgileri almış bulunuyorum. Bu bilimsel kuramlar ve teoriler tüm öğretmen adaylarına branşlardan bağımsız olarak ortak ders olarak okutulur. Bu derslere gerekli önemi gösteren öğrenciler farkında olmadan gerçekte kendilerini, ailelerini, çevrelerini, hatta eğer gerekli genellemeleri ve kıyaslamaları yapabiliyorlarsa tüm toplumu anlamaya başlarlar. İnsan, doğduğunda çevreden gelen uyartıları (uyartı diye kastedilen şey, bir bebeğin maruz kaldığı tüm dış faktörler olarak düşünebiliriz: ışık, koku, ses, sıcaklık vb.) işleyen ve buna göre kendini şekillendiren müthiş bir donanımla dünyaya gelir. Bu donanımın adı beyindir. Beynimiz sayesinde çevremizde olup bitenleri anlamlandırırız ve nasıl hareket edeceğimize, nasıl tepki vereceğimize karar veririz. İnsan doğduktan sonra ilk 2 yaşını doldurana kadar geçen süreye bilim insanları da ilginç bir şekilde(!) bebeklik dönemi adını vermektedir. Bu dönem, hayatımızda fiziksel açıdan en hızlı gelişim gösterdiğimiz dönemdir. Hızla gelişen bedenimizle çevreyi tanımaya, çevremizde olan bitenleri anlamlandırmaya çalışırız. Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisinde yer alan en alt basamak ihtiyaçların bu dönemde eksiksiz karşılanması önemlidir. Dünyaya pozitif bakan bir beynin gelişimi için beslenme, barınma ve güvenlik gibi ihtiyaçların karşılanması önemlidir. Bu dönemde kişilik gelişimi krizlerinden ilki karşımıza çıkar. Bu krizin adı temel güvene karşı güvensizliktir. Tabii, temel ihtiyaçları doğru ve eksiksiz karşılanan bebekler bu kriz dönemini başarıyla atlatırlar. Bunun sonucunda çevrelerine güvenle ve pozitif bakan bir bireyin gelişiminin ilk adımları atılmış olur. Hayatımızda bu aşamadan sonra girdiğimiz dönem, ilk çocukluk/oyun dönemi olarak adlandırılır ve 3 yaşımızdan 6 yaşımıza kadar sürer. Bu dönem tam da Maslow’un meşhur piramidinde ikinci basamağa denk gelir. Kendi bireysel özerkliğimizi kazanmaya çalışırız ve en önemli ihtiyacımız güvenliktir. Bu dönemde hayatı oyunlarla tanımaya çalışırız; hayatımız boyunca üstleneceğimiz rolleri oyunlarda deneyimleriz. Hayal gücümüz yüksektir ve ilk defa bu dönemde ailemizin yanında değilken de kendimize güvenmeyi ve sosyal girişimlerde bulunmayı öğreniriz ve özerkliğimizi kazanırız. Bu dönemde atlatmamız gereken önemli bir kişilik gelişimi krizi ise girişimciliğe karşı kuşku ve utançtır. Bu ikisi arasında bir denge kurabilmek dönemin en büyük başarısıdır. Sonrasında ise son çocukluk/okul dönemi bizi bekliyor. Bu dönem 7 yaşından 11 yaşına kadar devam eder. Bu yaşlarda okula başlarız, mantıksal(rasyonel) düşünmenin temelini bu yaşlarda atarız ve akademik beceriler geliştiririz. Bu dönemde ise aşmamız gereken en önemli sorun başarıya karşı yetersizlik krizini aşmaktır. Bu dönemde kendi özsaygımızı ve becerilerimizi geliştirmeye odaklanmamız gerekiyor. Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisinde, yani piramidin 3. basamağında olduğumuz bu dönemde sevgi ve aidiyet en önemli ihtiyaçtır. Sonrasında ise artık ergenlik çağına geliriz. Bu dönem bilim insanlarına göre 12 ila 18 yaşları arasında devam eder. Bu dönemde bebeklik döneminden sonra bedenimizin en hızlı geliştiği dönemdir. Bedenimiz yetişkinliğe hazırlanırken oldukça aceleci bir şekilde, sanki son hazırlıklarını yapıyormuş gibi ilerler. Büyümemiz hızlı gerçekleştiği ve buna kendi beynimiz bile kolayca uyum sağlayamadığı için, bu dönemlerde oldukça sakarız. Keşke sadece bununla sınırlı olsa; ancak kişilik gelişimi krizlerinin en önemlilerini de bu dönemde atlatırız; sanki düşüncemiz ... Bedenimizin gelişim hızı kıskanırcasına hızla değişmektedir. Ben kimim? Sorusunu çokça düşünürüz ve bu bizim yeni bir krizi atlatmaya çalıştığımızı gösterir: kimliğe karşı rol karmaşası. Maslow’a dönecek olursak, bu dönemin en önemli ihtiyacı piramidin 4. basamağıdır; saygınlık ihtiyacımızı karşılamaya çalışırız. Yani paralel ilerleyiş sürmektedir. Kariyer ve meslek seçimlerimizi buna göre planlarız, ekonomik bağımsızlığımızı ilan etmeye uğraşırız ve ilk defa hayatla ilgili temel yetişkinlik sorumluluklarını üstlenmeye çalışırız. Bu dönemde ergen egosantrizmi dediğimiz bir durum yaşarız; bu dönemde bebeklik döneminden sonra ikinci kez kendimizi dünyanın merkezinde ve olduğumuzdan çok daha önemli görürüz. Yaşadığımız düşünsel değişikliklere fiziksel gelişimimiz ve ergen egosantrizmi kavramını da ekleyince, ebeveynlerimizle de iyi geçinemeyiz, onları beğenmeyiz. Sık sık tartışmalar ve büyük kavgalar yaşayabiliriz. Tüm bunlardan sonra, 19 ile 40 yaşlarımız arasında devam eden uzun bir dönem bizi karşılar. Bu dönem ilk yetişkinlik dönemi olarak adlandırılmaktadır. Bu dönemin aşılması gereken sorunu, yani krizi, yakınlığa karşı yalıtılmışlıktır. Tabii, hiç de şaşılmayacak şekilde, işimizle, kariyerimizle ilgili seçimlerle birlikte eşimizi de bu dönemde seçeriz. Hayatla ilgili yetişkinlik sorumluluklarını artık tamamen üstlenmemiz gerekir. Bu basamak, Maslow’da hiç de şaşırtıcı olmayacak şekilde, piramidin en üst basamağına denk gelir. Daha önceki basamaklarda sorun yaşamadıysak, artık kendini gerçekleştirme basamağındayız. Bu aşamadan sonra bizi yine ve yeniden uzun bir dönem daha bekler; bu dönemin adı orta yetişkinlik dönemidir ve 41 ile 65 yaşları arasında sürer. Mesleki kariyerde zirveye ulaşma ve kariyer olarak yön değiştirme gibi olayları yaşamamız için oldukça elverişli bir dönemdir. Tabii, daha önceki aşamalarda karşımıza çıkan krizleri ve sorunları başarıyla atlatabildiysek. Kendi başarılarını veya başarısızlıklarını değerlendirme, bu dönemde en çok kafamızı meşgul eden sorular arasında yer alır. Tabii, bu düşünceye fazlaca kafa yormak üretkenliğe karşı durgunluk adı verilen dönemin önemli krizini aşmamıza yardımcı olduğu müddetçe değerlidir. Ortalama bir insan ömrünün en son basamağı, 65 yaşımızdan sonra ölümümüze kadar süren yaşlılık dönemidir. Bu dönemde en çok geçmişi değerlendiririz, geride bıraktığımız hayatın muhasebesini yaparız ve aşmamız gereken önemli kriz benlik bütünlüğüne karşı umutsuzluktur. Hayatımızın daha önceki aşamalarında kötü şeyler yapmış olmamız bu dönemi çekilmez hale getirebilir. Hayatın anlamını bulma ve kabullenme konuları bu dönemin en çok düşünsel uğraşları arasındadır.

İnsanlık Şu An Ergenlik Döneminde Olabilir mi?

Peki, yazımızın başlığında değindiğimiz gibi, tüm toplumu ve insanlığı anlama yolunda bu bilgiler bize ne vaat ediyor? Bireysel olarak bir insanın gelişimini biliyoruz; peki tüm bu basamakları tüm dünya toplumuna uygularsak ne olur? Parçalardan meydana gelen bir sistem parçalarının özelliklerini aynen yansıtır mı? Bunu aslında kimya derslerinden az da olsa biliyoruz. Atom bir elementin tüm fiziksel ve kimyasal özelliklerini sergileyen en küçük yapı taşıdır. Peki bu bilgiyi bilimin farklı disiplinlerine uygulamaya çalışırsak,mesela toplum bilimine, yani insanın psikolojik gelişim aşamalarını, medeniyetimizin gelişim aşamalarını açıklamak üzere kullanmayı denersek ne olur? Tekil bir insanı toplumumuzu ve medeniyetimizi meydana getiren tekil bir atom gibi düşünelim.


Modern insan dünyada boy göstermeye başladığı günü tüm bir medeniyetimizin doğum günü olarak kabul edelim. Arkeoloji gibi bilimin bize sunduğu araçlarla yazının icadından önceki dönemler hakkında bilgimiz var. Yazının icadından sonra ise yazılı kaynaklar bizi gerekli açıklamalara götürebilir. İnsanlar yeryüzünde ilk olarak avcılık ve toplayıcılıkla temel ihtiyaçlarını karşılamaya çalışmış, mağaralarda barınmaya çalışmış, kendilerini doğadan özerk bir canlı olarak görüp kendi türünün devamı için doğayla savaşmıştır. Bu dönem bizim medeniyetimizin bebeklik dönemidir. Sonrasında tarımın keşfi ile yerleşik hayata geçilmiş ve çevremizi ve dünyayı anlama çabalarımız artmıştır. İlk çocukluk dönemimizde de yaşadığımız egosantrbenmerkezcilikle, kendimizi dünyadaki en önemli canlı zannederdik; etrafımızdaki her şeyin bizim için olduğunu düşündük, yıldızlarda anlamlar aradık ve kendimize özel mesajlar. Artık daha büyük sosyal gruplar kurmaya, tabiatla işbirliği içerisinde yaşamaya ve çalışmaya başladık. Bu dönemde artık yavaş yavaş bilimi geliştirip ilkel deneylerle daha önce mücadele ettiğimiz ve korktuğumuz doğa güçlerini kendi amaçlarımızı gerçekleştirmek için kullanmaya başladık. Yani saygı duymayı ve saygı görmeyi öğrendik. Son çocukluk, yani okul dönemimizde, Mezopotamya uygarlıkları ortaya çıktı. Yazıyı icat ettik, matematiği kullanmaya başladık, yani akademik beceriler geliştirdik. Artık sosyal gruplarımız da çok daha büyüktü. Küçük kabileler veya şehir devletleri yerine büyük devletler kurmaktaydık. Aradan geçen binlerce yılın ardından Sanayi Devrimi ile bilimde ve teknolojide çığır açan gelişmeler yaşandı ve bu bizim için ergenlik dönemimizin başlangıcıydı. Bu dönemde bireysel olarak yaşadığımız düşünsel süreçleri bir anımsayalım: Ben kimim? Sorusu dönemin en önemli sorusuydu. Bu dönemde bedensel gelişimimiz oldukça hızlıdır ve fiziksel gücümüz hızla artar. Beynimiz bu değişim hızına ayak uyduramaz ve sakarlaşırız. Tabii, düşüncemiz de gelişir. Hızla elde ettiğimiz bilgiler ve fiziksel güç bizi ergen egosantrizminin etkisiyle dünyanın merkezinde hissettirir. Bu da ebeveynlerimizle kavgalar yaşamamıza yol açardı. Dünya medeniyetinin ergenlik döneminde olduğunu varsayarsak, yaşanan onca yıkım, nükleer silah tehditleri ve atılan atom bombaları medeniyetimizin çalkantılı ergenliği olarak veya bu dönemde yaşadığımız sakarlık olarak düşünmek doğru olabilir. Son yüzyıllık dönemde insanlık bilimsel ve teknolojik konularda çok hızlı bir ilerleme kaydetti ve doğal olarak medeniyetimizin gücü arttı. Bununla beraber, bu kadar fazla miktarda bilgiyi birdenbire edinmiş olmak her şeyi ben bilirim düşüncesini medeniyetimizin kalbine yerleştirdi ve belki beraberinde biraz da kibrimizi artırdı.

Şu an için ergenliğimizin nasıl biteceğini ve bu fırtınalı dönemin ne zaman durulacağını kestirmek güç. Ancak bireysel gelişimde olduğu gibi, insanlık ailesinin de bu krizden çıkıp olgunlaşma evresine (ilk yetişkinliğe) geçebilmesi için elindeki en büyük koz akıl ve bilimdir. Nasıl ki bir ergen, yaşadığı kimlik krizlerini ve egosantrizmi ancak eleştirel düşünceyle, deneyimle ve kendi sınırlarını bilerek aşıyorsa, insanlık da nükleer tehditleri, ekolojik yıkımları ve küresel kutuplaşmaları ancak evrensel etik değerler, ortak akıl ve bilimin rehberliğinde geride bırakabilir. Bilim, sadece doğayı kontrol etme aracı değil, aynı zamanda medeniyetin kendi yıkıcı dürtülerini fark etmesini sağlayan bir ayna ve pusuladır. Bu çalkantılı dönemin sağlıklı bir "kimlik kazanımı" ile son bulması ve medeniyetimizin üretken, sorumlu bir yetişkinlik çağına adım atması, bugün attığımız adımların ve bilime verdiğimiz değerin kalitesine bağlıdır.

Bilim ve Teknoloji Birimi Başkanlığı

Ömer KÖYLÜ


İlgili İçerikler

Bunlar da ilginizi çekebilir

Tüm Haberler